
Oda kokusu, kokulu mumlar ve tütsü alerji sebebi
Suadiye Memorial Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, "Tütsü, mum ve oda kokularının zararlı etkileri" olduğunu söyledi.
Keskinel, "Koku verici ürünler, solunum sistemi yakınmaları (nefes darlığı, burun tıkanıklığı, öksürük, astım krizi), cilt belirtileri (egzama, kaşıntı, döküntü), bulantı, gözlerde kuruma/yaşarma, çift görme, kulak çınlaması, baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk gibi sinir sistemi yakınmalarına yol açabilir." dedi.
KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı uzmanlar tarafından Sinsi bir tehlike olarak tanımlanıyor. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH hastası olduğu tahmin ediliyor; ancak KOAHlı her on kişiden dokuzu hasta olduğunu bilmiyor. Suadiye Memorial Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Uz. Dr. İlkay Keskinel, 19 Kasım 2008 Dünya KOAH Günü öncesi KOAH hastalığı ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.
Tüm dünyada en sık rastlanan ölüm nedeni
Kronik obstrüktif (tıkayıcı) akciğer hastalığının baş harflerinden oluşan KOAH, aslında iki hastalığı tanımlamakta kullanılır: kronik bronşit ve amfizem.
Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır.
Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır.
Her HIV pozitif, AIDS demek değil!
Human Immunodeficieny Virus (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) yani HIV’in bulaşmasıyla vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı hastalık ve mikroplara sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelr. Sonuçta birden fazla hastalık ve kanserlerin ortaya çıkması ile AIDS, (Edinsel Immün Yetmezlik Sendromu) tablosu oluşur.
AIDS belirtileri hemen ortaya çıkmaz HIV vücuda girdikten sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için ortalama 2 ile 10 yıl geçmesi gerekir. Bir kişinin HIV taşımakta olduğu HIV testi ile anlaşılabilir. HIV testi, virüs bulaştıktan en az 3 ay sonra kesin sonuç verir. Bu süre içinde HIV taşıyan kişiler başkalarına virüs bulaştırabilir.
HIV POZİTİFLİK NEDİR?
Kanında HIV virüsü bulunan kişilere HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.
Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya gibi HIV’in hızla yayıldığı ülkeler arasında yer alıyor. Her yıl 200 yeni HIV pozitif teşhisi konuyor. 2008’in ilk 6 ayında 250 kişilik artış olduğunu söyleyen yetkililer durumu, “Trend korkutucu” diye özetliyor.
Ortalama yılda 500 kişi anlamına gelen bu sayı son 20 yılın en ciddi oranı. Araştırmalar 2005 yılında resmi olarak kayıtlı HIV taşıyıcısı sayısının iki katına çıktığını ve bu durumun 2006 ve 2007 senelerinde de aynı şekilde devam ettiğini gösteriyor. Yani Türkiye’de HIV pozitif sayısı her geçen gün katlanarak artıyor.
Rakamlar adeta buz dağının görünen yüzünü oluşturuyor. Çünkü izleme ve değerlendirme mekanizmalarındaki eksiklik nedeniyle gerçek rakamların mevcut rakamların 10 katı kadar olduğu tahmin ediliyor. 70 milyonluk nüfusunun yüzde 50’si genç olan Türkiye’de HIV vakalarındaki bu ürkütücü artışa rağmen korunma ve önleme mekanizmalarının yeterince çalışmadığı belirtiliyor.
Bugün 1 Aralık Dünya AIDS günü. HIV pozitif kişiler ile yakınları, sanatçılar, aktivistler, sivil toplum kuruluşları ve dernekler, “Hangimiz HIV+ ne fark eder? HIV/AIDS; kadınların, erkeklerin, bakkalın, öğretmenin, polisin, işadamının, ev kadınının, yani bizim meselemizdir” demek için sokağa çıktılar. Onlardan biri, 31 yaşında virüsü kapan ve AIDS evresinden dönen E.P, yaşadığı korkuları, önyargıları ve ayrımcılığı anlattı. “Test yapılmasaydı bir ay içinde ölecektim” diyen E.P, hastalıkla yüzleştiğinde verdiği ilk tepkinin, HIV ve AIDS ile ilgili toplumsal önyargıya örnek oluşturduğunu söylüyor: “Çünkü biz AIDS’in hep kötü insanların başına geldiğini öğrenmişiz. Öyle ki AIDS olduğumu duyduğumda gözümün önüne, Arena programında yabancı uyruklu hayat kadının, kamyon şoförüyle yaptığı pazarlık geldi. Kadın şoföre ‘Bende AIDS var’ diyor. Şoför de, ‘Senin AIDS’ine kurban olayım, mikroba mikrop bir şey yapmaz, gel’ diyordu. O an, ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ diye düşündüm. Çünkü insan her şeyden, hatta hastalıktan da önce önyargılardan korkuyor.”
Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Türkiye'de ilk AIDS vakasının görüldüğü 1985 tarihinden bu yana vaka sayısının Haziran 2008 itibarıyla 682 AIDS ve 2 bin 493 taşıyıcı olarak 3 bin 170'e ulaştığı belirtildi.
Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 1 Aralık Dünya AIDS Günü 1988'den bu yana HIV/AIDS hakkında farkındalığın artırılmasıyla ilgili önemli bir süreç olduğunu, AIDS'i durdurmak için küresel, ulusal ve yerel çabaların canlandırılmasına bir fırsat tanıdığını kaydedildi.
Türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 1985 yılından bu yana toplam vaka sayısının, Haziran 2008 itibarıyla 682 AIDS ve 2493 taşıyıcı olarak 3 bin 170'e ulaştığına yer verilen açıklamada, "İstatistiklere göre, enfekte olanların yarısından çoğu hastalığı korunmasız cinsel ilişki yoluyla, başlıca heteroseksüel ilişkiden almıştır. Bu yolla eşlerinden HIV enfeksiyonunu kapan kadın sayısı artmaktadır.
Varis ne kadar erken tedavi edilirse sonuç o kadar başarılı oluyor. Son yıllarda yapılan ameliyatsız varis tedavisi sonrası hasta ertesi gün işine bile dönebiliyor
Varisler daha çok hamilelik sonrasında görülebiliyor
Varis, birçok kadının neredeyse ortak problemidir. Her kadın varisten kurtulmak ister, ancak çözüm ameliyat dendi mi... pek sıcak bakmaz. Opt. Dr. Ulvi Güner, varisten ameliyatsız da kurtulmanın mümkün olduğunu söylüyor. Güner, ameliyatsız varis tedavisi hakkında merak edilen sorulara cevap verdi...
Sclerotherapy (ameliyatsız tedavisi) nedir?
Hoş bir görünüşe sahip olmayan yüzeye çıkmış olan damarların tedavisidir. Varis tedavisinde damarların içine ince iğnelerle ilaç enjekte edilir. Daha sonra basınç bandajları ve çorap uygulanır. İnce ve kalın varisler ve kılcal damar çatlamaları sclerotherapy ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.
Gülü solan bir dal nedir ki!?.
“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer” (Tevfik Fikret) Mîrim, bilir misin, kadın bizim an’anemizde beyaz bir çiçek gibidir, mavi bir ışık gibi; hani el değince bozulan ve gölge düşünce küsen...
Lekesi olmaz kadının ve asla leke kondurulmaz. Böyle kavl ü karar kılınmış ezelden mîrim, böyle yazılmış alnımıza emanet kaderleri. Bereket fidanlarını büyüten süslü bahçelerce verimli kıldılar kendilerini kadınlar, serdiler ayaklarımıza mutluluğu, sevinci. Kahkahalarında papatyalar açtı hep.
Evren yüklü çağrıların başlığıdır bir kadın mîrim, hayat yüklü güzellemelerin kafiyesidir. En kara ilk akşamlarda bahtımıza en parlak doğan ilk yıldızdır o. Şen sahnelerin perdesini açan da, kapayan da hep bir kadındır yüreklerde. Bir kadın mutlu ise elbet mutludur erkek de. Ev yapan ve ev yıkan da; karları toprak eden ve yeşili yaprak eden de odur.
Zarafet kelimesinin içini doldurabilecek özellikler nelerdir? Acaba hiç düşündünüz mü, zarif insan kime denir?Zarif kelimesi zarf kelimesi ile aynı köktendir. Zarf, “içine bir şey konulan kap” anlamını taşır. Mektup zarfı gibi.
O halde zarif insan da, “içinde latif ve hoş şeyler bulunan kişi” anlamına gelecektir. Soru şu: Zarafetin içini dolduran bu latif ve hoş şeyler acaba nelerdir?!..
Zarif olmanın ilk şartı hiç şüphesiz nazik olmaktır. Nazik olmanın ilk şartı da hatayı kendinde aramak. Konfüçyüs, insaniyeti tanımlarken “Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.” der. Bu bir bakıma zarafetin de tanımıdır. Çünki zarif kişi hiç kimseye zararı dokunmayan, bilakis kendisinden çevresine güzellik ve iyilik yansıyan kişidir. Zarafeti olmayan, nezaketle terbiye edilmeyen bütün varlıklar, gitgide canavarlaşır. O halde zarafet haddi aşmamak da demektir. Haddi aşan her şey çevresine zarar verir çünki.
Sokaktan geçerken Yusuf’un yüzünün nuru o civarda bulunan köşklerin, evlerin pencerelerinden, kafeslerinden içeriye vurur, düşerdi.
Köşklerde bulunanlar: “-Belli ki Yusuf gezmeye çıktı, şimdi buradan geçiyor!” derlerdi.
Köşede bucakta oturanlar da duvarlarda ışıklar, parıltılar görünce, Yusuf’un oradan geçtiğini anlarlardı.
Yusuf’un geçtiği sokağa penceresi bulunan ev, onun oradan geçişinden şereflenir, nurlanırdı.
(Ey kardeş!) Aklını başına al da evinin penceresini Yusuf’un geçtiği sokağa aç; ve pencerenin önüne oturup onu seyret!
Âşık olmak demek, nur gelen tarafa pencere açmaktır. Çünki gönül, gerçek dostun yüzü ile aydınlanır, nurlanır.
(Mevlana, Mesnevi, c. IV. 3091-3096)
Güzelin kim olduğunu ne vakit unuttuk, ya güzelliğin neliğini ne zaman?..
Son yorumlar
1 hafta 5 gün önce
2 hafta 10 saat önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 1 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce
3 hafta 2 gün önce